Belçika’da Yaşam

Belçika’da Yaşam

Bu yazı  www.parahanim.com adresinden alınmıştır.

Belçika’ya 2005 yılında ayak bastım. O zaman İstanbul’da yaşıyordum. Çalıştığım uluslararası şirket beni Anvers’teki şirket merkezine 3 günlük iş gezisine göndermişti. O 3 günden sonra şirket beni Belçika’ya kısa süreliğine göndermeye devam etti. Aradan 6 ay geçtikten sonra ise Anvers şirket merkezinde Belçika kontratı ile çalışmaya başladım. Aradan 12 sene geçti ve ben hala Anvers’te yaşıyorum. Bu arada bir Belçikalı ile evlendim ve yarı Belçikalı 3 çocuğum oldu.

Belçika’da ilk dikkatimi çeken şey şirketlerde alt-üst ilişkilerinin Türkiye’ye göre çok daha iyi olmasıydı. Bundan dolayı iş yerinde stres çok daha azdı. Türkiye’de müdürlerin çalışanlara mobbing uygulaması tabi, hatta beklenen birşey. Belçika’da ise istisnai bir durum. Özellikle de bir bayan olarak iş hayatında tutunabilmek Türkiye’de çok zor geldi bana. Yurt dışına gelmemin en büyük sebebi de iş hayatının Belçika’da daha düzenli olmasıydı.

Elbette bu ülkede herşey toz pembe değil. En büyük sorun toplumsal ayrışmanın çok derin olması. Etnik ayrımcılık Belçika’da had safhada. Şehirde 120’den fazla ülkeden gelen insan yaşıyor. Sokakta her dil konuşuluyor. Okula giden çocukların yarıdan fazlası yabancı kökenli. Buna rağmen herhangi bir iş yerine gittiğinizde büyük ihtimal sadece yerli Flaman çalışanlar görürsünüz. Yabancıların iş bulması çok ama çok zor. İnsanı hasta edecek derecede bir ırkçılık söz konusu.

Küçük bir örnek vermek istiyorum. Eşimle daha henüz evli değilken beni ailesinin noel yemeğine davet etmişti. Dindar olmasam da bir müsluman olarak bir noel yemeğine gitmek bana zor geldi, ancak eşim için bunu kabul ettim ve gittim. Ailesi bana o kadar kötü davrandı ki yer yarılsa da yerin dibine girsem diye dua ettim. Bana ”hoşgeldin” demeyi bile çok gördüler. Baştan sona kadar ben orada yokmuşum gibi davrandılar. Şakır şakır ingilizce bilmelerine rağmen aralarında hep flamanca konuştular.  Üstelik yemeğin sonunda televizyonu açıp önceden kayda aldıkları ingilizce bir tiyatroyu izlettiler. Tiyatroda Kuran-ı Kerim yakılıyordu. Bu kadar barbar, medeniyet yoksunu insanlar daha hayatımda görmemiştim. Bu ve benzer olaylardan dolayı eşim ailesiyle yıllardır görüşmüyor ve çocuklarım babaanne, dedelerini ve baba tarafından diğer akrabalarını  görmüyorlar.

Hakkında

Bu insanlar Kuran-ı Kerim olayından dolayı -defalarca bunu gündeme getirmeme rağmen- benden özür dilemediler. Aksine, eğer bunu izlemek bana fazla geldiyse komşu ülke Hollanda’ya asla ayak basmamam gerektiğini, çünkü Hollanda’nın Belçika’dan çok daha özgür bir yer olduğunu söylediler. Buna rağmen, son 2 senedir kayınvalidem ve kayınpederim olacak bu insanlar her Ramazan bayramında bana onları affetmem için mektup yazıyorlar. Ramazanda küslerin barıştığını hatırlatıyorlar bana. Eşim de ben de onlarla tekrar konuşmak niyetinde değiliz, çünkü evliliğimiz boyunca bize destek olmak yerine sadece sorun getirdiler. Eşimle aramız onlar yüzünden defalarca açıldı. Eşim benle anne babası arasında seçim yapmak zorunda bırakıldı. Neden? Türk ve müsluman olduğum için. İlk 4 senemiz onlarla ilişkilerimizi düzeltme çabasıyla geçti. Boş bir çabaydı. 3 seneden beri onlarla bütün iletişimimizi kestik ve şimdi çok daha mutluyuz.  Geç de olsa sorun çıkaran insanları -aramızda kan bağı olsa bile- hayatımıza sokmamayı öğrendik.

Benzer ırkçı davranışlarla karşılaşmak Belçika’da günlük hayatın bir parçası. Bu kadar açık söylenmese bile üstü kapalı ırkçılığı hayatın her alanında görebilirsiniz.

Yukarıda Belçika’nın en büyük olumsuzluğundan bahsettim. Şimdi de Belçika’da kalmayı neden seçtiğimizi anlatacağım.

Belçika dünyanın en pahalı ülkelerinden birisi olmasına rağmen para biriktirmek oldukça kolay. Kalem kalem harcamaları şöyle anlatayım:

  • mutfak harcamaları: kişibaşı 100-120 euroluk pazar ve market alışverişi ile dengeli beslenmek mümkün. Belçika’da çeşme suyu içilebiliyor, dolayısıyla içeceğe para harcamıyorsunuz.
  • Dışarıda yemek: dışarıda yemek Belçika’da çok pahalı, ancak gittiğiniz her yere(işe bile) yemeğinizi, suyunuzu yanında götürürseniz ciddi paralar biriktirebilirsiniz.
  • Barınma: ev kiraları ve fiyatları oldukça yüksek. Türkiye gibi 3 oda 1 salon en az 120 metrekare evde yaşamak isterseniz çok para harcamak durumunda kalırsınız. Öyle bir yere şehir merkezinde ortalama 1000 euro’dan fazla kira vermek durumunda kalırsınız.
  • Ulaşım: Araba almazsanız ciddi paralar biriktirebilirsiniz, çünkü işverenlerin çoğu ulaşım ücretini karşılıyor. Toplu taşıma yaygın ve iyi düzenlenmiş. Tekerlekli sandalye veya bebek arabası ile istediğiniz yere ulaşabiliyorsunuz. Arabaya ihtiyaç yok.
  • Elektrik, su, telefon, internet: dikkatli olmazsanız ayda 300 euro’dan fazla faturalara gidebilir, ancak TV aboneliği almazsanız, her üşüdüğünüzde doğalgazı açmak yerine kazak giyerseniz bu masrafı aylık 100 euro düzeyinde tutabilirsiniz.
  • Eğlenceye para vermeniz gerekmez. Belediyeye ait havuzlar, hobi kursları var. Parklarda piknik yapmak için insanlardan para istenmez. Kütüphaneler yaygın ve büyük olduğu için kitap, dergi gibi şeylere para vermeniz gerekmez.
  • Okul ve üniversiteler bedava ve eğitim kalitesi oldukça yüksek.  Zorunlu harcamalar için okul faturası çocuk başına yanılmıyorsam yıllık 80 euro ile sınırlı. Bu sınırlama kanuni bir sınırlama ve her okul için aynı.
  • Enflasyon düşük olduğu için 20-30 yıllık ödemelerle ev alınabiliyor. Mütevazi bir daire veya ev almanız durumunda kiradan daha düşük bir ödeme ile ev sahibi olabiliyorsunuz.
  • Devlet her aileye çocuk parası veriyor. Tek cocuk için aylık 92 euro, ikinci çocuk için aylık 173 euro, 3. çocuktan itibaren aylık 259 euro. Ben 3 çocuk için toplam aylık 521,97 euro para alıyorum.

Hakkında

Yukarıda anlattıklarımla 4-5 kişilik bir ailenin aylık harcaması -kira hariç- aylık 1000 euro’yu geçmez. Buna göre aylık 1500-2000 euroya çalışan iki kişi rahatlıkla ayda 3000-3500 euro biriktirebilir. Belçika’da çok düşük paralarla insanca yaşamak ve çocuğunuzu iyi yetiştirmek mümkün. Hayatta kalabilmemiz için gereken para gelir seviyesi ile kıyaslanınca oldukça düşük olduğu zaman da arta kalan her kuruşu yatırım için kullanabiliyoruz.

Giderin gelire göre yüzdesine ”yakma oranı” veya ingilizce ”burn rate” de diyoruz. Bizim yakma oranımız %15 ile %20 arasında geziniyor. Yani biz her ay elimize geçen paranın sadece %15’ini harcıyoruz. Gerisi yatırımlarımıza gidiyor.

Ekonomik bağımsızlığımızı kazanmaya karar verdiğimizde bunun için yaşadığımız yerin elverişli olup olmadığını da hesaba kattık. ”yakma oranımızı” hesapladık. Yaşadığımız yere karar verirken aile bağları, alışkanlıklar, korku ve belirsizlikleri hesaba katmadık. Öyle olsaydı Belçika’da olmazdık. Biz sadece ve sadece ”yakma oranımızı” dikkate aldık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir